Hoşgeldiniz  

Büyük Zafer’e gölge düşürmeye çalışıyor…

editör | 04 Eylül 2012 | AKP, Arşiv, Marmaris


Marmaris Yeni Sayfa Gazetesi bu günkü sayısında çok tartışılacak bir habere imza attı.

İlhan BARLAS

30 Ağustos’ta kazanılan büyük zaferin önemsizliğinin vurgulandığı haberde; “Kurtuluş savaşımızla ilgili olarak, Kemalistlerin uçurduğu balonla; bu güne kadar, Atatürk’ün, “Türk halkı yedi düvele haddini bildirdi” dediğini sandık. Aslında, bırakın Atatürk’ün açıklamasını. Kurtuluş savaşında yedi düveli yendiğimiz hep söylenegelmiştir. Böyle öğretirler, herkes de düşünmeden papağan gibi tekrarlar. Yedi düvel, düz anlamı ile yedi devlet, daha geniş anlamıyla da bütün dünya demektir. İsterseniz “büyük devletler diyelim. Acaba biz kurtuluş savaşımızda büyük devletleri mi yendik?” ifadelerine yer verildi.

30 Ağustos Zaferi’nin yalnızca, bu gün Adalarını dahi satan bir devlet haline gelen Yunanistan’a karşı kazanıldığını, bu yüzden bir asker bayramı olarak düşünülen bu bayramın 3 çelenkle kutlanması gerektiği kararının doğruluğunun altı çizilen haberde ayrıca şu ifadelere yer verildi;

Yedi düvel palavrası. Atatürk’ten daha Kemalist geçinen bir takım madrabazlar tarafındani sanki ihtiyacı varmış gibi, sanki yeterince parlak değilmiş gibi, kurutuluş savaşımıza parlaklık ve daha da şan şeref katmak için uydurulmuş bir balondur. Atatürk ve arkadaşları bu ülkeyi kurtarmanın temelini attığı gün 26 Ağustos’ta başlayarak 30 Ağustos’a kadar YEDİ DÜVEL’le değil, yalnızca Yunanistan’lşa savaşmışlardır.

İŞTE O GAZETE…

Savcılar ne yapacak?
Geçtiğimiz yıl yazdığı bir köşe yazısında kullandığı bir benzetmeden dolayı Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a hakaret ettiği gerekçesi ile Mukbil Gülkokan hakkında dava açan ve hapis cezası verilmesini sağlayan Cumhuriyet’in savcılarının Yeni Sayfa Gazetesi’nde yayınlanan ve alenen Atatürk’ü ve Ulusal Kurtuluş zaferimizi böylesine aşağılama gayretine giren Yeni Sayfa Gazetesi ve bu gazetenin AKP yöneticisi sahibi Sadi Tonbul hakkında nasıl bir işlem yapacaklarını Marmarisliler merakla bekliyor…

1679 Kez Görüntülendi.

Yorumlar

  1. ALİ İHSAN KADAYIFCI diyor ki:

    kısa olsaydı daha fazla kitleye ulaşırdı.Ben bile sonuna kadar okuyamadım.

  2. NALAN diyor ki:

    Bİ ZAMANLAR SIKI ATATÜRKÇÜ GEÇİNİRDİ..Bİ ZAMANLAR KOYU CHP’Lİ GEÇİNİRDİ..ATTIMI DESTEKLİ ATAR MANGALDA KÜL BIRAKMAZDI ZAT-ALİLER İ!!!! EH ŞİMDİDE DÖNEME GÖRE AKP Lİ GEÇİNMESİ ATATÜRKÜ VE YAPILAN SAVAŞLARI İNKAR ETMESİ TAM DA SADİ EFENDİNİN KARAKTERİNE UYGUN..YADIRGANACAK Bİ YANI YOK MUHTEREMİN !!NERDEN NEMALANIYOSA ORAYA KAPAKLANIYO……SORUN YOK YANİ:d:d

  3. Serdar Umul diyor ki:

    İNTİHALCİ BİR BAKANIN MENSUP OLDUĞU PARTİ SEMPATİZANI BİR GAZETECİ ANCAK BÖYLE BİR HABERİ YAYINLAYABİLİR….
    SADİ TOMBUL … SEN BU GAZETENİN YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜSÜN.. YAYINLANACAK YAZIYI BASKIYA GİRMEDEN ÖNCE İNSAN KONTROL ETMEZMİ ?? SEN ATATÜRK’ÜN KURDUĞU CUMHURİYETTE OKUDUN .. YANILMIYORSAM EMEKLİ ÖĞRETMENSİN DE….. BÖYLE BİR YAZIYI GAZETENDE YAYINLATTIĞIN İÇİN YAZIKLAR OLSUN DİYORUM…. ALLAH ISLAH ETSİN……

  4. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, "Büyük Türk milletinin hangi badirelerden, hangi Çanakkale mücadelelerinden, Malazgirt'ten, Sarıkamış'tan, 7 cephede 7 düveli nasıl püskürttüyse bu toprakları onlara ezdirmediyse bu"…

    Dr. Ender Saraç Haklı Çıktı!
    Suriye Sınırına Yine Tank Yığıldı

    Şehit Oğlunu Gülümseyerek Uğurladı

    SAYIN TOBUL VE BU YAZI GERÇEK SAHİBİ ARDIÇ BAKIN SAYIN BAKAN DA O
    ZAMAN YALAN SÖYLÜYOR…
    Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, "Büyük Türk milletinin hangi badirelerden, hangi Çanakkale mücadelelerinden, Malazgirt'ten, Sarıkamış'tan, 7 cephede 7 düveli nasıl püskürttüyse bu toprakları onlara ezdirmediyse bu gafiller, bu ahmaklar da aynı akıbeti mutlaka göreceklerdir." dedi.

    Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Karayaolları 12. Bölge Müdürlüğü'nün Bayburt Kopbakımevi önündeki piste halikopterle iniş yaptıktan sonra Kop Şehitliği'ni ziyaret etti. Yıldırım, Kop Şehitliği'ne çiçek bırakarak, burada Kur'an-ı Kerim tilaveti ve duadan sonra açıklamada bulunan Bakan Yıldırım, "Memleketimizi, milletimizi bağımsızlık mücadelesinde düşman ayağının değmemesi, bu mübarek toprakların çiğnenmesi için canlarını gözlerini kırpmadan feda eden ecdadımıza, büyüklerimize Allah'ta rahmet diliyorum. Ruhları şad olsun. Onlar bilsin ki bize bıraktıkları bu aziz vatan, onlardan emanet aldığımız bu mübarek yurdumuz, ilelebet bağımsız olarak yaşamaya devam edecek." diye konuştu.

    Binali Yıldırım, 75 milyon millete, ülkenin başına musallat olan bu şer odaklarının eninde sonunda üstesinden geleceğini, gözlerden akan yaşların dineceğini ve bu ülkenin birliği, beraberliği, kardeşliğinin sonsuzluğa kadar devam edeceğini kaydetti. Yıldırım, "Bu yolda hayal peşinde olanlar çıkmaz sokakta olduklarını er geç anlayacaklardır. Kop Tüneli'ni, 5 bin metre iki tünel yaparak Bayburt'u Erzurum'a daha fazla yakınlaştırmamız, özellikle tabiatın zor şartlarında bağımsızlık mücadelemizde 9 bin canı verdiğimiz bu topraklarda onların hatıraları için ufak bir hizmet olarak görüyoruz. Tünelleri açıyoruz. Yolları açıyoruz. Yolları bölüyoruz, milleti birleştiriyoruz. Doğusuyla Batısıyla, Kuzeyiyle Güneyiyle kardeşliğimizi pekiştiriyoruz. Terörün kanlı icraatlarına rağmen, kanlı yüzüne rağmen, her türlü hain saldırılarına rağmen ülkemizin doğusuna batısına, kuzeyine güneyine yol hizmetlerimiz, iletişim hizmetlerimiz, havaalanı hizmetlerimiz, tren yollarımız aynen hız kesmeden devam edecek. Son günlerde kaybettiğimiz şehitlerimize bir kez daha Allah'tan rahmet, yaralılarımıza acil şifa, milletimize de sabır ve metanet

  5. İŞTE SABAH GAZETESİNDE ENGİN ARDIÇ O YAZISI Yedi düvel kaç düvel?
    Boşuna mürekkep tüketmişim, Atatürk'ün öyle bir demeci yokmuş! "Asparagas" olduğu hemen kanıtlandı. Bir de oturmuş laf yetiştiriyorum.
    Eh, gazete yerine koyarsam bana müstahaktır. Ders olsun.
    Fakat heriflerin uçurduğu balonda bir şey dikkatimi çekti: Atatürk, bu muhayyel demeçte, Türk halkının "yedi düvele" haddini bildirdiğini söylüyordu…
    Tipik bir Kemalist yanılgısı. (Kemal'in değil tabii, uydurukçuların.)
    Kurtuluş savaşında yedi düveli yendiğimiz hep söylenegelmiştir… Böyle öğretirler, herkes de düşünmeden papağan gibi tekrarlar. Hani nerede kaldı okullardan kaldırılacak diye ağladığınız Devrim Tarihi dersinin fazileti? Orada anlatıyorlardı aslında.
    Yedi düvel, düz anlamıyla "yedi devlet", daha geniş anlamıyla da "bütün dünya" demektir… İsterseniz "büyük devletler" diyelim.
    Acaba biz kurtuluş savaşımızda büyük devletleri mi yendik?
    Amerika henüz Ortadoğu'ya bulaşmamıştı, buralarla ilgilenmiyordu… Japonya barış görüşmelerinde sözde müttefik ama aslında yalnızca gözlemci olarak bulunuyordu…
    İtalya, bir ara işgal eder gibi olduğu Antalya ve "hinterlandını" çoktan boşaltmıştı, kendi iç sorunlarıyla, grev dalgalarıyla, özellikle de iktidara yürüyen faşistlerle uğraşıyordu.
    Fransa, bir ara işgal eder gibi olduğu Maraş ve Antep'ten daha güneye, Suriye'ye çekilmişti. Fransa daha 1921 yılının başında, yani Yunan ordusunun ileri yürüyüşe geçip, Kütahya ve Eskişehir'i ele geçirip Sakarya'ya dayanmasından önce Ankara'yla anlaşmıştı…
    Fransa bizim yanımızdaydı! (Devrim Tarihi dersinde anlatıyorlar, kantinde lak lak edeceğinize derse girseydiniz.) Fransa bize top sattı, top.
    Sovyetler Birliği de altın gönderdi, altın. Kasa kasa.
    Yani bu savaşta Fransa ve Rusya bizi tutuyorlardı!
    İnanmayan Taksim'e çıksın, anıtın üstünde Atatürk'ün yanında yer alan kişilere baksın. Kızılordu generallerini görecektir. (Meydan trafiğe kapatılacak diye ağlayanlar, belki böylece Atatürk Anıtı'na daha yakından ve dikkatli bakma fırsatını da elde ederler.)
    Almanya yamyassı olmuştu, bizimle ilgili olarak olumlu ya da olumsuz yönde kılını kıpırdatacak hali yoktu, korkunç bir enflasyonla, açlıkla boğuşuyordu… Avusturya keza… Büyük bir imparatorluktan birdenbire hap kadar küçük bir devlet derekesine inmişti, enflasyon ve açlık orada da almış başını gidiyordu.
    Hemencecik hakkından gelinen Ermeni çetelerini "düvel" sayıyorsanız, onu bilemem.
    Kim kaldı? İngiltere.
    İngiltere kendisi (yeniden) savaşmadı, Yunanistan'ı saldırttı.
    Fakat politikası son derece esnekti. İşlerin planladığı gibi gitmediğini, Ankara yönetiminin umduğundan çok daha "dişli" çıktığını görünce bir çeşit "bekle gör" politikasına yattı, Anadolu savaşını kimin kazanacağını izlemeye koyuldu.
    Çünkü 1920 seçimlerini Yunanistan'da "kralcılar" kazanmışlardı, İngiltere'nin adamı Venizelos yenilmişti ve İngiltere Yunanistan'a "soğuk" bakar olmuştu. (Devrim Tarihi derslerimizde nedense Yunanistan'daki iç gelişmeler hiç öğretilmez!)
    Demek ki kaç düvel ediyor, oturun kendiniz hesaplayın.
    "Yedi düvel" palavrası, Atatürk'ten daha Kemalist geçinen birtakım madrabazlar tarafından, sanki ihtiyacı varmış gibi, sanki yeterince parlak değilmiş gibi, kurtuluş savaşımıza parlaklık ve daha da şan şeref katmak için uydurulmuş bir balondur.

  6. VAY HIRSIZ TOBUL VAY BU YAZI ÇALINTI ÇIKTI AMA GERÇİ AYNI KAFA BU YAZI ASLINDA ENGİN ARDIÇ DENE ZAVALI GAZETECİ AİT 2 GÜN ÖNCEKİ SABAH GAZETESİ AYNI YAZI VAR..

  7. Özel maksatla neşriyat yapan bazı gazetelerin, halkın ekseriyeti üzerinde yaptığı tesir, her memlekette olduğu gibi o gazetelerin lehinde değildir. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK. SADİ TOMBALAK BU SANA KAPAKOLSUN

  8. Özel maksatla neşriyat yapan bazı gazetelerin, halkın ekseriyeti üzerinde yaptığı tesir, her memlekette olduğu gibi o gazetelerin lehinde değildir. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK TOMBALAK BU SANA GELSİN

  9. CAHİDE diyor ki:

    9 Kasım 1918 ‘de İngiliz ve Fransız kuvvetleri İskenderun’u işgal edip şehre törenle bayrak çekmişlerdir…(gerçek tarihtir ve ispatlıdır.!) Kurtuluş savaşı 19 Mayıs 1919 ‘da başlamıştır ..Ozaman YEDİ DÜVELİN SADECE ikisi olan bu devletler,El sallıyarakmı bizlere veda ettiler..??
    Haberde okuduğum o talihsiz yazıyı yazan arkadaş,!! Kurtuş savaşımızda,
    46.386 şehit, 33.685 yaralımız vardır.(rakamlar doğrudur ve ispatlıdır.) Sizler o kan gölü günleri küçümseyin diyemi mücadele ettiler..!!!!????
    Ben size DESTANLAR yazılan günlerden çok örnekler verebilirim. Ama ,özellikle osmanlının son günlerinden küçük bir örnek verdim.!(Yok saydıkları o günlerin bir öncesini biliyorlarsa hatırlasınlar,eğer bilmiyorlarsa öğrensinler .!).Kurtuluş savaşı başlarken,ANADOLU’NUN işgal haritasını(bizler bunu ilkokulda hafızalarımıza kazıdık.!) bigisayarınızda sadece bir tıkla bulabilirsiniz.!
    Tarihimizi yok sayarak nereye varmak istiyorlar acaba..??
    Anadolu,düşmanlarının ayakları altında çiğnenen,herşeyini kaybetme noktasına gelmiş Türk ULUSUNUN ,varını yoğunu ortaya koyarak kazandığı zaferleri küçümsemeyin,şükran duyun dua edin…!!

    Marmarisli olarak bende merak ediyorum….

  10. Mukbil Gülkokan Mukbil Gülkokan diyor ki:

    Sinan Meydan’ ın aşağıdaki makalesi bilgi ve dayanaktan yoksun gerçek dışı iddialara, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olup gürültü kirliliği yaratanlara en iyi yanıttır.

    Araştırmacı Tarihçi Yazar Sinan Meydan diyor ki: Bu ülkenin “kurtarıcısı” ve “kurucusu” ATATÜRK’ü anmak için anıtlarına çelenk koymayı yasaklayan KARA zihniyet, tarihin gördüğü en ZAVALLI zihniyetlerden biri olarak tarihe geçecektir.

    KURTULUŞUN ADRESİ HALA KEMALİZM’DİR: İKTİDARIYLA MUHALEFETİYLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ TERÖRE TESLİM EDEN BUGÜNÜN SİYASİLARİ, YÜZYILIN BAŞINDA EMPERYALİZMİ ANADOLU YAYLASINA GÖMEN ATATÜRK’Ü BİRAZCIK ANLAMIŞ OLSALARDI KEŞKE!.. ANCAK “SON 50 YILDA TÜRKİYE’Yİ HEP ATATÜRK’Ü “ZERRE KADAR ANLAMAMIŞ” ADAMLAR YÖNETTİ” DEDİĞİNİZİ DUYAR GİBİYİM! ÇOK HAKLISINIZ. AYRICA MUHALEFET DE HEP BUNA UYGUN OLARAK DİZAYN EDİLDİ. HER NEYSE! SÖYLEMEK İSTEDİĞİM ŞU Kİ -YANDAŞ, YALAKA, DEVŞİRİLMİŞ, TARİKATÇI-CEMAATÇİ, LİBOŞ, II. CUMHURİYETÇİ, TATLISU SOLCUSU AYDIN VE GAZETECİLER NE KADAR AKSİNİ İDDİA ETSE DE- TÜRKİYE’NİN VE MAZLUM MİLLETLERİN KURTULUŞ YOLU HALA KEMALİZM’DİR. “BİZ, BİZİ MAHVETMEK İSTEYEN EMPERYALİZME VE BİZİ YUTMAK İSTEYEN KAPİTALİZME BAŞ KALDIRMAYI İLKE EDİNMİŞ ADAMLARIZ” DİYEN ATATÜRK’ÜN “TAM BAĞIMSIZLIK” İDEOLOJİSİNE DÖNÜLMEDİKÇE TERÖRDEN KURTULMAK OLANAKSIZDIR… (Sinan MEYDAN)

    KURTULUŞ SAVAŞI’NDA İNGİLİZLERLE SAVAŞMADIK YALANI VE GERÇEKLER
    O SÖZDE PROFLARA KÜÇÜK BİR TARİH DERSİ
    Bugün 30 Ağustos. Türk ulusunun Atatürk’ün Başkomutanlığı’nda emperyalizmi Anadolu yaylasına gömdüğü en kutsal zaferin yıldönünü. Bu anlamlı günde, bu zaferin, emperyalizmin pençesindeki bütün mazlum milletlere yol göstericiliğinin üzerinde durulması gerekirken, tv ekranlarında ve gazete köşelerinde sözde proflar, hiç utanıp sıkılmadan, bu zaferin önemini azaltmak için adeta bin dereden su getirmekle meşguller! “30 Ağustos Zaferi’nin o kadar da önemli olamdığından” tutun da “Kurtuluş Savaşı’nda İngilizlerle savaşılmadığına” kadar bir dizi YALANLA kamuoyunu kandıran bu sözde proflara küçük bir tarih dersi daha verelim hazır yeri gelmişken.
    Cumhuriyet Tarihi yalancıların en büyük yalanlarından biri “Kurtuluş Savaşı sırasında İngilizlerle savaşmadık, onlar 1921’de zaten resmen tarafsızlıklarını ilan etmişlerdi!” yalanıdır. Ömer Kürkçüoğlu, Cemil Koçak, İdris Küçükömer, Kadir Mısıroğlu, Yalçın Küçük, Fikret Başkaya, Abdurrahman Dilipak ve Mehmet Altan gibi tarihçi, yazar ve akademisyenlerin bu iddiasının aslında hiçbir “bilimsel temeli” yoktur. Tarihsel gerçekleri, belge ve bilgileri gördükçe bu iddianın kocaman bir “yalan” olduğu ortaya çıkmaktadır.
    “Düzenin Yabancılaşması” kitabıyla tanıdığımız İdris Küçükömer, “Sivil Toplum Yazıları”nda, “Kurtuluş Savaşı Yunanlılara karşı kazanılmıştır. Kurtuluş Savaşı bir Türk-Yunan savaşıdır!” tezini ortaya atmıştır. Yine aynı dönemlerde “deliliği tescilli” Şeriatçı yazar Kadir Mısıroğlu Kurtuluş Savaşı’ndan ‘Türk-Yunan muharebesi!” olarak bahsetmiştir. Daha sonra, “Modern Türk Tarihini tersten yazdım, her olayın tersini kanıtlamaya çalıştım ve sanırım başarılı oldum!” diyen “tez hastası” Yalçın Küçük bağıra çağıra aynı tezi gündeme getirmiştir. Küçük’e göre “Kurtuluş Savaşı tarihi baştan sona yanlıştır!” Hatta o kadar yanlıştır ki, mesela Birinci İnönü Zaferi diye bir savaş hiç olmamıştır! Antiemperyalizmden bahsetmek mümkün değildir! En fazla bahsedilebilecek Yunanlılarla yapılan savaş olabilir! Türk-Yunan Savaşı tezleri daha sonraki dönemlerde Fikret Başkaya gibi “Solcular” ve Abdurrahman Dilipak gibi “Şeriatçı” yazarlar tarafından da yinelenmiştir.
    GÜNÜMÜZÜN ALİ KEMALLERİ VE MEHMET ALTAN
    “Kurtuluş Savaşı’nda İngilizlerle savaşılmamıştır” tezi günümüzün Ali Kemalleri’nce sıkça dile getirilmektedir. Okudukları birkaç “Cumhuriyet Tarihi yalanına” sarılan günümüzün Ali Kemal-leri, köşelerinde çalakalem “İngilizlerle savaşmadık ki…” diye çığlık atmaktadırlar. İşte günümüzün en ateşli Ali Kemallerinden biri olan Mehmet Altan’ın 30 Ağustos 2009 tarihinde Star gazetesindeki köşesinde yayınladığı “30 Ağustos ve İngiltere” adlı yazısından bir bölüm:
    “….İngiltere, 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’dan çok önce, 14 Nisan 1921’de, Türk-Savaşı’nda kesin tarafsızlığını belirten notasını Yunan hükümetine bildirdi. Bunu İngiliz Parlamento tutanaklarında da görüyoruz. Örneğin, 13 Nisan 1921’de Avam Kamarası’nda Sir C., İngiltere’nin Türk Milliyetçi Kuvvetleri’yle savaş halinde olup olmadığını Başbakan’a sormuş. Hükümet adına cevap veren Mr. Harmsworth, bir barış antlaşması onaylanıncaya kadar teknik yönden ortada savaş halinin bulunduğunu fakat mevcut Türk-Yunan çatışması karşısında İngiliz tutumunun tarafsızlık olduğunu söylemiştir. Keza… Lordlar Kamarası’nın 21 Nisan 1921 tarihli oturumunda, Lord Lamington, Londra Konferansı’nın hemen ardından Yunanlıların Türklere karşı saldırıya geçmesini, Müslümanların ‘İngiltere’nin teşvikiyle yapıldığı’ biçiminde yorumlamalarına hükümetin ne dediğini sorar… Dışişleri Bakanı adına cevap veren Earl of Crawford, Müttefiklerin “sıkı tarafsızlık” uyguladıklarını vurgular. İngiltere ne Yunanlılara, ne de Türklere silah vermektedir. İstanbul’daki Müttefik askeri makamları da, Anadolu’da denetimleri altındaki demiryollarından yararlanılmasını durdurmuştur. General Harington, İzmit Yarımadası’ndaki Yunan Tümeni üzerindeki kumanda yetkisini bırakmıştır… Yunan kuvvetleri nezdindeki İngiliz irtibat subaylarına da artık tavsiyelerde bulunmamaları ve hiç bir biçimde müdahale etmemeleri yolunda talimat verilmiştir. Kısacası… Öncesi ve sonrasıyla, Büyük Taarruz, düvel-i muazzama karşı yapılan bir savaştan ziyade sadece Yunanlılara karşı yapılan bir savaştır.”
    2. Cumhuriyetçi Prof. Mehmet Altan’ın İngilizlerin “tarafsızlık politikasının” tamamen iç kamuoyuna yönelik “göstermelik” bir politika olduğunu görememesi ve Büyük Taarruz öncesinde İngilizlerin Mustafa Kemal’e ve Milli Harekete karşı aldıkları önlemleri, yaptıkları planları bilmemesi ya büyük bit “cahilliktir”, ya da büyük bir “hainliktir”. Ben, Prof. Altan’ın “cahil” olduğunu düşünmüyorum…
    Oysa ki, Türk Milli Kuvvetleriyle savaştıklarını bizzat İngilizler itiraf etmişlerdir. Örneğin, İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri, Amiral de Robeck, 1919 Haziranında Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği bir raporda bu gerçeği şöyle ifade etmiştir:
    “Biz halen Türkiye ile savaşmaktayız. Barış Antlaşması’nın (Sevr) bütün Türkleri bir araya getirdiğini görerek yeni bir savaşa devam edecek miyiz?”
    Büyük Taarruz sonrasında bir gazetecinin Mustafa Kemal’e sorduğu, “İngiltere’yle savaşacak mıyız?” sorusuna Mustafa Kemal, şu cevabı vermiştir:
    “İngiltere ile barış imzaladık mı ki, bu sorunun yeri olsun! Yüz kez savaş durumundayız, bin kez savaş durumundayız…”
    KURTULUŞ SAVAŞI’NDA İNGİLİZ POLİTİKALARI
    I. Dünya Savaşı’nı kazanan İngiltere, bu savaşta 750 bin civarında kayıp vermiştir. Dahası savaş sonrasında İngiliz kontrolü altındaki İrlanda da, Mısır da, Afganistan da ve Hindistan da geniş çaplı ayaklanmalar çıkmış, bağımsızlık isyanları patlak vermiştir. Ayrıca, İngiliz kamuoyu da artık savaş istememektedir: I. Dünya Savaşı, “ekonomik” ve “askeri” bakımdan İngiliz insanını fazlasıyla yıpratmıştır. Ancak, Güneş Batmayan İngiliz İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı’nın galip ülkesi olarak, hem sömürgelerdeki isyanları bastırmak, hem de yeni sömürgeler elde etmek için politikalar üretmeye başlamıştır. Bu politikaların en başında, Osmanlı’nın Anadolu coğrafyasını parçalamak ve özellikle Boğazlara ve Güneydeki Musul, Kerkük gibi “petrol” bölgelerine el koymak gelmektedir. Savaş yorgunu İngiltere, Anadolu’yu parçalama işinde Yunanistan’dan yararlanmaya karar vermiştir. Türk düşmanı Lloyd George ve Hükümeti, Yunanistan’a her türlü “maddi” ve “manevi” desteği vererek, “diri” Yunan ordusunu 15 Mayıs 1919’da Anadolu üzerine göndermiştir. İngiltere parlamento tutanakları incelenecek olursa (Salahi Sonyel ve Erol Ulubelen bu tutanakları yayınlamışlardır). Başta İngiltere Başbakanı Lloyd George olmak üzere İngiliz yetkililerin Türkiye’yi parçalamak ve Milli Hareketi yok etmek için hangi planları yaptıkları, Yunanistan’ı maddi ve manevi bakımdan nasıl destekledikleri görülecektir.

    İngiltere, ayrıca Fransa, İtalya ve Ermenistan’ı da Anadolu’nun paylaşım planlarına dahil etmiştir. Dolayısıyla “Türk-Yunan Savaşı” diye küçümsenmek istenen Kurtuluş Savaşı, Doğan Avcıoğlu’nun da belirttiği gibi, aslında bir “Türk-İngiliz Savaşı”dır.
    Dahası, İngiltere; Fransa ve İtalya ile birlikte Anadolu’nun birçok bölgesini bizzat işgal etmiştir.
    Evet! Kurtuluş Savaşı’ndaki siyasi ve askeri gelişmelere paralel, İngiltere zaman içinde “farklı politikalar” izlemiştir. Örneğin, 1921 yılına kadar Yunanistan’ı açıkça destekleyen İngiltere, Anadolu’da Türk ordusuna açıkça kurşun sıkmaktan çekinmeyen İngiltere, Mustafa Kemal’in düzenli ordularının İnönü Savaşlarını kazanmalarından sonra göstermelik bir “tarafsızlık” politikası uygulamaya başlamıştır. Bu süreçte İngiliz yetkilileri, bir taraftan Padişah Vahdettin’i ve Sadrazam Damat Ferit’i kullanarak Milli Hareketi yok etmenin hesaplarını yaparken, diğer taraftan Milli Hareketin önderi Mustafa Kemal’e “barış teklifleri” yaparak, biraz yumuşattıkları Sevr Antlaşması’nı TBMM’ye kabul ettirmenin yollarını aramışlardır. Bu da yetmemiş, TBMM’deki Rauf Bey, Kazım Karabekir gibi bazı muhalif milletvekillerini kullanıp, Milli Hareketin önderi Mustafa Kemal’i Meclis içinden yapılacak bir “darbe” ile devirmeyi planlamışlardır. Türk orduları Büyük Taarruz’u kazanıp Yunan’ı denize dökmelerine karşın İngiltere hala Anadolu’yu boşaltmaya yanaşmamaktadır. İzmit’te ve Çanakkale’deki İngiliz birlikleri takviye edilmiş, 1922 Eylülünde İngiliz Dışişleri, General Harrington’a gerekirse Türk ordularıyla savaşma yetkisi vermiştir
    İNGİLİZLERLE SAVAŞMADIK MI? YALANINIZ BATSIN
    Şimdi gelelim en büyük Cumhuriyet Tarihi yalanlarından biri olan, “İngilizlerle savaşmadık! Türk orduları İngiliz ordularıyla karşı karşıya gelmedi! İngilizler bize tek bir kurşun bile sıkmadı!..” yalanına….Sağ olsunlar! “Yobazlık” ve “liboşluk” adeta genlerine işlemiş kimi akademisyen, yazar-çizer tayfası, bu yalanı öyle sık ve öyle inanarak dile getirdiler ki, bu yalan zaman içinde adeta bir “şehir efsanesi” halini alarak yayılmıştır… Türk Kurtuluş Savaşı’nı küçültmek isteyen art niyetli çevrelerin beslediği bu şehir efsanesini yıkmanın zamanı geldi artık! Ne demişler! “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar!”
    İşte “satılmış” tarihçilerin, araştırmacıların ve gazetecilerin, “Bize bir tek kurşun bile atmadılar!..” dedikleri İngiliz ordularının Türk ordularıyla Anadolu’da Kurtuluş Savaşı yıllarında (1919-19122) yaptıkları belli başlı savaşlar ve çatışmalar: (14 ayrı silahlı çatışma ve savaş)
    1. I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında yapılan “gizli”, “açık” paylaşım antlaşmaları doğrultusunda Anadolu’yu işgal eden İngilizler, 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’e çıkarak Anadolu içlerine ilerlemelerini bizzat kararlaştırmışlar ve bu Yunan çıkarması İngiliz subaylarının gözetimi ve denetimi altında gerçekleştirilmiştir. Nitekim, İzmir’in Yunanistan tarafından işgal edilmesi kararını, İngiliz Amirali Calthorpe, 14 Mayıs 1919 tarihinde öğleden sonra İzmir valisine ve Türk komutanına tebliğ etmiştir. Ancak Yunan işgallerinin İngilizlerin tahmin ettiğinden çok daha “kanlı” bir şekilde gerçekleştirilmesi Anadolu’da işgallere karşı bir halk hareketinin başlamasına yol açmıştır. Bu durumda, adeta “sömürgeciliğin kitabını yazmış olan İngiltere”, Türkleri daha fazla “kışkırtmamak” gerektiğini düşünerek “daha temkinli” davranmaya karar vermiştir. Özellikle 1919 yılı sonbaharında İngilizler Anadolu’daki milliyetçilere karşı da daha “ılımlı” davranmaya başlamışlardır. Nitekim, Mustafa Kemal’in Ali Galip Olayı’ndan ustaca yararlanarak Damat Ferit Hükümeti’ni düşürmesine ve milliyetçilere daha yakın Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin kurulmasına İngilizler karşı çıkmamışlardır. Dahası Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin Mustafa Kemal’le temas kurarak Amasya Görüşmeleri’ni yapması ve bu görüşmeler sonrasında İstanbul’da Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin toplanması için seçimlerin yapılmasına da İngilizler müdahale etmemişlerdir. Ayrıca İstanbul’da milliyetçilere yakın Mersinli Cemal Paşa’nın Harbiye Bakanı olmasına da ses çıkarmamışlardır. İngilizlerin bütün bu “ılımlı” adımlarının nedeni Milli Hareketi güç kullanmadan etkisiz kılmaktır. İngilizler, “Biz Türklerin düşmanı değiliz, bu nedenle Milli Harekete de gerek yoktur!” demek istemişlerdir. Nitekim, bu İngiliz oyunundan etkilenen kimi milliyetçiler, (Ki bunlar arasında Kazım Karabekir de vardır). Sivas Kongresi’ne gerek olmadığını ve Temsil Heyeti’nin dağıtılması gerektiğini savunmuşlardır. Erzurum Kongresi günlerinde İngiliz subaylarından Yarbay Rawlinson, Mustafa Kemal’le ve bazı milliyetçilerle görüşerek Milli Hareketi “barışçı” yolarla etkisiz hale getirmeye çalışmıştır. Kazım Karabekir’le de görüşen Rawlinson, ona, İngilizlerin Türkiye’nin toprak bütünlüğünden yana olduklarını, Mustafa Kemal’in barış koşullarının kabul etmesi gerektiğini, İngiltere’deki güçlü partilerin Türkiye’nin bağımsızlığını savunduklarını, dahası İngiltere’nin Türkiye’nin ekonomik kalkınması için de elinden geleni yapacağını belirtmiştir. Rawlinson’un bu “bol keseden” vaatlerinden etkilenen Kazım Karabekir Paşa, “İngilizler Türkiye’yi kazanırlarsa, birkaç Türk subay ve ulemadan oluşan bir kurulun, İngilizlerin 100.000 kişisinin söz dinletemediği yerlerde (İngiliz sömürgelerinde) dirlik ve düzeni koruyabileceğini ve Türk ulusunun her ferdinin İngiliz dostluğundan yana olduğunu” söylemiştir. Karabekir, Rawlinson’la yaptığı görüşmede İtilaf devletleriyle, özellikle de İngiliz İmparatorluğu’yla dostça ilişkiler kurmak niyetinde olduklarını belirtmiştir. Mustafa Kemal, 8 Ocak 1920’de Kazım Karabekir’e gönderdiği kapalı tel yazısında, bu tür açıklamalarından dolayı Kazım Karabekir Paşa’yı, üstü kapalı “uyararak”, Rawlinson’un, eğer İngiliz Hükümeti’nin resmi görevlisiyse Ankara’ya gelerek Temsil Heyeti ile görüşmesi gerektiğini belirtmiştir.
    Görüldüğü gibi Mustafa Kemal, bu “İngiliz oyunlarını” fark etmiştir. Bu doğrultuda Anadolu’daki sivil ve askeri yönetim üzerindeki etkisini artırmış, Kuvayı Milliye Hareketi’ni yurt geneline yaymış, özellikle İngilizlerin bulunduğu Batı Anadolu ve Boğazlar bölgesindeki Kuvayı Milliye güçlerini Ali Fuat Paşa ile daha da güçlendirerek İzmit’i ve İstanbul’u tehdit etmeye başlamıştır. Nitekim Mart ayını sonlarında Milli Kuvvetler, Kilikya’dan İzmit’e kadar uzanan bölgede egemenlik kurmuşlardır. İşte, Mustafa Kemal’in kontrolündeki ve Ali Fuat Paşa’nın başında bulunduğu Milli Kuvvetlerin Boğazları tehdit etmeye başlaması üzerine tedirgin olan İngilizler, Milli Kuvvetlere “yumuşak davranma stratejisini” bir kenara bırakarak silaha sarılmışlardır. O günlerde İngiltere’nin İstanbul’daki temsilcisi Londra’ya gönderdiği bir raporda, “İzmit’i terk edersek, İstanbul milliyetçilerin eline düşer… Mustafa Kemal’in askerleri Gebze’ye kadar geldi . Haydarpaşa ve Üsküdar’ı Kemalistlerin basmasından korkuyoruz” demiştir. İngiltere’yi silaha sarılmaya iten tek neden, Milli Kuvvetlerin, İzmit yakınlarına gelip Boğazları tehdit etmeleri değildir, ayrıca İngiltere’nin barış görüşmelerinden de istediği sonucu alamaması, Mustafa Kemal’in masa başında da İngilizlere güçlük çıkarması, İngilizlerin saldırganlaşmasında etkilidir. İngilizleri o günlerdeki Maraş olaylarını da bahane ederek Milli Harekete karşı askeri güçle saldırıya geçmeye karar vermişlerdir. Londra Konferansı görüşmeleri sırasında, 5 Mart 1920’de Lloyd George’un yaptığı şu açıklama, İngiltere’nin yeni politikasını gözler önüne sermektedir:
    “Yunan askerleriyle birlikte Türkiye’de 160.000 askerimiz var. Türklerin ise 80.000. Fransız, İngiliz ve Yunanlılardan meydana gelen her iki asker, bir Türk askerini yenemez ise bu konferansı durdurup Türklerin bütün isteklerini kabul edelim!” demiş ve barış şartlarının kuvvet yoluyla savunulacağını belirterek sözlerine şöyle devam etmiştir: “Mustafa Kemal Paşa adi bir çeteci değildir. Türk Hükümeti’nin atadığı Erzurum valisidir. Bu Türk valisi bizim müttefikimize (Maraş’ta Fransızlara) saldırsın, biz hiçbir harekette bulunmayalım. Bu olamaz. Hemen en enerjik tedbirleri almalıyız. İlk iş olarak Mustafa Kemal Paşa’nın atılmasını istemeli, sonra Müttefik Kuvvetlerle İstanbul’u işgal etmeliyiz.”
    Lloyd George, 1920 yılı içinde her fırsatta Milli Harekete karşı “şiddet” ve “güç” kullanmaya çalışmıştır. Örneğin, 23 Ağustos 1920 tarihinde de İtalyan Başbakanı’nı Türkler üzerine silahlı birlikler göndermeye ikna etmeye uğraşmıştır. “İstanbul’daki Türkler artık o eski yumuşak Türkler değil, Çanakkale’de gemilerin hiçbir rolü olmuyor. Mustafa Kemal hemen hemen bitmiştir. Elinde hiçbir savaş malzemesi yok. Buna rağmen Türkler bilinemez” diyerek Türklere yönelik saldırılara ağırlık verilmesini istemiştir.
    Milli Hareket’e yönelik “şiddet” kullanmaya karar veren İngilizler, 16 Mart 1920’de silah zoruyla İstanbul’u resmen işgal etmişler ve İstanbul Hükümeti’ni sıkıştırmaya başlamışlardır. Harbiye Bakanı Fevzi Paşa’nın ifadesiyle, “Hükümet nota bombardımanına tutulur…” 17 Şubat 31 Mart arasında Babıali’ye 5 nota verilmiştir. Baskılara dayanamayan Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin istifa etmesinden sonra kurulan Salih Paşa Hükümeti de fazla dayanamayarak istifa etmiştir. 5 Nisan 1920’de İngiliz isteklerini kayıtsız şartsız yerine getirecek olan Damat Ferit Paşa Hükümeti kurmuştur.
    Böylece, Saray, tam anlamıyla İngilizlerin kontrolüne girmiştir. İngilizler, Padişah Vahdettin’i ve Sadrazam Damat Ferit’i kullanarak Milli hareketi ezmek için her yola başvurmuşlardır. Önce Anadolu’daki Mustafa Kemal’i ve milliyetçileri “dinsiz” ve “zındık” ilan eden bir fetva almışlar, (11 Nisan 1920) daha sonra bu fetvayı kendi uçaklarıyla dağıtmışlar, sonra iç isyanları çıkarmışlar, daha sonra da Padişah’tan Mustafa Kemal üzerine bir ordu gönderilmesini istemişlerdir. (7 Nisan 1920). İngilizler, bu orduyu kendi askeri güçleriyle destekleyeceklerini belirtmişlerdir. Ordunun savaş araç gereçleri, İstanbul’da İngiliz kontrolü altındaki depolardan karşılanmıştır. Böylece Padişah Vahdettin, milliyetçileri ortadan kaldırmak için Kuvayı İnzibatiye denilen Hilafet Ordusu’nu görevlendirmiştir. Hilafet Ordusu, Nisan sonu ve Mayıs başında İzmit ve civarına yığınak yapmaya başlamıştır. Taze kuvvetlerle güçlendirilen İngiliz birlikleri de Halifelik Ordusu’nun İzmit ve gerisindeki ordugahlara yerleştirilmiştir. Bu sırada İngilizlerin maddi ve manevi olarak destekledikleri ve Milli Harekete karşı başka bir oluşum da Cemiyet-i Ahmediye’dir. Bu cemiyeti, silah ve mühimmat bakımından da destekleyen İngilizler Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’yle de görüşerek millicilere karşı bir fetva almak istemişlerdir. Cemiyet-i Ahmediye, Anzavur İsyanı’nın patlak vermesinde etkili olmuştur.
    İngilizler, Milliyetçilere yönelik bu saldırı hazırlıkları dışında Anadolu’daki, Yunan ordusunu da alarma geçirerek “hazır” olmalarını istemişlerdir. 17 Mayıs 1920’de, İtilaf devletleri, İngiltere’nin Hyte kasabasında yaptıkları toplantıda, Yunan ordularının Batı Anadolu’yu işgale başlamasını, ancak bunun ilk aşamada Bursa ile sınırlı kalmasını kararlaştırmışlardır. Bu sırada ABD Senatosu da Batı Anadolu’nun Yunanistan’a verilmesini uygun gören bir karar almıştır.
    Halifelik Ordusu, Kuvayi Milliye karşısında bir varlık gösteremeyerek geriye İzmit’e çekilmek zorunda kalmıştır. 14 Haziran 1920’de Ali Fuat Paşa’nın kontrolündeki Milli Kuvvetler, İzmit’e doğru saldırıya geçmişler ve İzmit’te bekleyen İngiliz birlikleriyle Türk Milli Kuvvetleri sıcak çatışmaya girmişlerdir. Batı Cephesi Kuvayı Milliye Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa bu çatışmayı şöyle anlatmaktadır:
    “İngilizler, İzmit etrafında, Hasanpaşa, Solaklar, Tepe Köy, Ağa Köyü hattının bazı yerlerine siperler kazarak buralara Halife Kolordusu’ndan 1, 2 ve 3. alayları yerleştirmişler ve bunların cenah ve gerilerine de iki üç İngiliz taburu koymuşlardı. İzmit Limanı’nda bulunan birkaç parça İngiliz Savaş gemisi de söz konusu savunma mevkinin sağ kanadını ateşleriyle koruyabilecek bir durum almıştı.”
    “14 Haziran sabahının erken saatlerinde önceden kararlaştırdığım plan gereğince her taraftan yapılan baskın saldırıları Halife Kolordusu’nun birlikleri üzerinde beklediğimiz etkiyi yapmış, piyadelerinin hemen hepsi direnme göstermeksizin tüfek ve makineli tüfekleriyle bizim tarafımıza geçmişlerdi. Yalnız topçuları Kumla Çiftliği civarında mevzi alarak üzerimize ateş açmak cüretinde bulunmuştu. Fakat topçumuzun şiddetli ateşi karşısında ateş keserek İzmit şehrinin girişine sığınmışlardı. Öğleye kadar Hacı İbrahim, Solaklar, Tepeköy, Akköy hattı tarafımızdan işgal olunmuş, Halife birliklerini bizimle savaşa sokmak amacıyla üzerimize ateş açmış olan bazı İngiliz birlikleri, İzmit içerisine kadar sürülmüştü.”
    Bu durumda bir İngiliz subayı, elinde beyaz bayrak Ali Fuat Paşa’nın karargahına gelmiş ve ateşin kesilmesini istemiştir. Eğer hareket durdurulmazsa savaş durumu yaratacakları tehdidini savurmuştur. Ali Fuat Paşa ise İngiliz subayından İzmit’in boşaltılmasını istemiştir. Görüşme sona erdikten bir süre sonra İngiliz uçakları Türk birliklerinin üzerine bomba yağdırmaya başlamıştır.
    Yine Ali Fuat Paşa’ya kulak verelim:
    “İngiliz uçaklarının bu saldırısı üzerine 14/15 Haziran gecesi baskın hareketi ile İzmit’in işgaline karar vermiştim. Ne yazık ki bu baskın İzmit’in kuzeyini inatla savunmakta olan Ermeni çetelerinin direnmesine rastlamış ve bu nedenle bir sonuç vermemişti. 15 Haziran’da İngilizlerin İzmit’i boşaltacakları söylentisi dolaşmışsa da gerçekleşmemişti. Aynı gün İzmit’in kuzeyine karşı tekrarlanan saldırı hareketimiz şehrin kenarlarına kadar ilerlemişti. 16/17 Haziran’da İngilizlerin karadan ve denizden İzmit’i savunmaya başlamaları üzerine hareketimizin biçimi ve niteliği değişmiş, esasen bu saldırılardan beklediğimiz sonuçlar da sağlanmış olduğundan, hareketimizi durdurmuş, birliklerimizin eski mevkilerine dönmeleri kararını vermiştim.”
    Ali Fuat Paşa, anılarında, İngilizlerle bir kere daha sıcak çatışmaya girildiğini şöyle anlatmaktadır:
    “Kütahya’nın Milli kuvvetlerimiz tarafından işgalinden sonra İngilizler evvela çekilmiş, fakat sonra eski yerlerine dönmek istemişlerdi. Milli Kuvvetler Kumandanı ise geri dönüşlerine izin verilmeyeceğini bildirmesi üzerine iki taraf arasında bir müsademe olmuş, mateessüf iki taraf da kayıplar vermişti.” Söz konusu çatışma 24 Eylül 1920’de gerçekleşmiştir.

    2. Ali Fuat Paşa’nın emrindeki Milli kuvvetlerin 15 Haziran 1920’de İzmit’teki İngiliz birliklerine yönelik yaptığı saldırının intikamını almak isteyen İngilizler, 22 Haziran 1920’de Yunan birliklerini harekete geçirmişlerdir. “Yunan birlikleri kısa bir sürede, Bandırma, Bursa ve İzmit bölgesini işgal ederek İngiltere hesabına Boğazları güvenlik altına alırlar. İngilizler, Anzavur Paşa kuvvetleri ile Süleyman Şefik ve Suphi Paşaların Halifelik Ordusu’nun başaramadığı bu işi Venizelos’un Yunan Ordusu’na yaptırmak kararındadırlar.”
    Doğan Avcıoğlu’nun dediği gibi, “Aslında 22 Haziran 1920 Yunan ilerlemesi tamamen İngiltere’nin kontrolünde bir saldırıdır. Saldırı planları İngiliz kurmayları ile birlikte hazırlanmıştır. Olayların iç yüzünü bilme bakımından geniş olanaklara sahip bulunan Prof. A.Toynbee, saldırı planlarının İngilizlerle birlikte hazırlandığını yazmaktadır.”
    İngilizler, 22 Haziran 1920 Yunan saldırında Yunan ordusuna sadece saldırı planlarını hazırlayarak destek olmamışlar aynı zamanda bu saldırıyı Yunan ordusuyla birlikte yürütmüşlerdir. Mudanya-Gemlik gibi Marmara Denizi sahil kasabaları Yunan-İngiliz ortak hareketiyle işgal edilmiştir. 22 Haziran’da Akhisar, 23 Haziran’da Kırkağaç, Soma ve Salihli, 25 Haziran’da da Akşehir işgal edilmiştir. İngiliz destekli Yunan birlikleri, 30 Haziran’da Balıkesir’i, 2 Temmuz’da Kırmesti (M. Kemal Paşa)’yı ve Karacabey’i işgal etmişlerdir.
    İngilizler, 6 Temmuz 1920’de Gemlik’i işgal etmiştir. Burada İngiliz birlikleriyle Türk birlikleri çatışmaya girmiştir.
    İngiliz ordusunda görevli Prof. A. Toynbee’nin, Gemlik’in işgaliyle ilgili yazdıkları, İngiliz-Yunan ortak hareketini olanca açıklığıyla gözler önüne sermektedir:
    “Milliciler çekilmişlerdi. Gemlik, Yunan birlikleriyle işbirliği yapan İngiliz donanması tarafından işgal edilmişti. Halen Yunan zulmünün hüküm sürdüğü bölgedeki Yunan Genel Komutanlığı Tümen Karargahı binalarını daha önce biz (İngilizler) kullanıyorduk. Duvarlarda İngilizce yazılmış uyarı yazıları hala okunabilir durumdaydı…”
    Gemlik, İngiliz-Yunan ortak planlarıyla, İngiliz-Yunan deniz ve karar birliklerince ortaklaşa işgal edilmiştir.

    3. 25 Haziran 1920’de, Yunan saldırıları sırasında İngilizler, bir kısım Türk kuvvetini cepheden uzak tutmak için Marmara’nın Güney kıyılarını gözlemişler ve Mudanya’ya asker çıkarmışlardır. Buradaki Türk kuvvetleri de İngilizleri ateşle karşılamış, bazı kayıplar verdirmiş, fakat daha sonra kasabının dışındaki mevzilerine çekilmek zorunda kalmışlardır. 6 Temmuz 1920’de bir İngiliz deniz filosu, Mudanya’yı üç saat kadar topa tuttuktan sonra işgal etmiştir. Bu İngiliz saldırısı sırasında 25 Türk askeri şehit olmuştur. Bu İngiliz saldırısının da etkisiyle 8 Temmuz’da Bursa Yunanlılarca işgal edilmiştir. Bursa’nın işgalinde İngilizlerin nasıl bir tavır takındıklarını görmek için, Amiral de Robeck’in, 25 Haziran 1920’de yayınladığı şu ültimatoma göz atmak yeterlidir: “Herhangi bir yerdeki İngilizlere ve öteki Müttefiklere karşı bir harekata girişildiği veya düşmanca bir eylemde bulunulduğu takdirde Bursa kentini donanmanın ağır silahlarıyla bombardımana tutmakta veya uçaklarla saldırıya geçmekte tereddüt göster-meyeceğim.” Bursa Vali Vekili Albay Bekir Sami, bu İngiliz tehdidine şu karşılığı vermiştir: “Mudanya’yı 24 saat içinde terk etmediğiniz takdirde milliyetçilerin direnişi sonunda dökülecek kanın sorumluluğu size ait olacaktır.”

    4. 20 Temmuz 1920’de iki İngiliz zırhlısının katıldığı bir İngiliz-Yunan karma birliği de Tekirdağ’ı, Edirne’yi ve bütün Doğu Trakya’yı işgal etmiştir. Tekirdağ’a yapılan Yunan çıkarması, İngiliz ve Yunan filolarının korumasında yapılmıştır. İşgale ateşle karşılık veren Türk topu, İngiliz ve Yunan savaş gemilerince ortaklaşa tahrip edilmiştir.

    5. 21 Haziran 1920’de, 150 kişilik bir Türk kuvveti, Çamlıca tepelerinde İngiliz mevzilerine saldırmıştır. İngilizler saldırıyı makineli tüfek ve top ateşiyle püskürtmüşlerdir.

    6. 5 Temmuz 1920’de Boğaziçi’nin Asya kıyılarındaki Türk çeteleri İngiliz kuvvetlerine saldırmışlardır. Çatışma bütün gün boyunca devam etmiştir. Bu çatışma sırasında İngiliz gemileri sahili ve Beykoz’u topa tutmuşlardır. Beykoz’a yönelik saldırıya bir İngiliz birliği ve bir İngiliz torpidosu katılmıştır. ABD Yüksek Komiseri Amiral Bristol bu Türk-İngiliz çatışmasını, “Boğaziçi’nin Asya kıyısında Türk kuvvetleri İngiliz kuvvetlerine saldırdı… Çatışma bütün gün sürdü. İngilizler, karadaki kuvvetlerine yardım için, sahil ve Beykoz’u gemilerinden bombardıman ettirdi.” diyerek rapor etmiştir.

    7. 10 Temmuz 1920’de İngilizler, Kuvayı Milliye’ye karadan ve havadan hücum etmişlerdir. Bu saldırıda önemli bir başarı elde edemedilerse de, Ali Fuat Paşa’nın verdiği bilgiye göre, bu saldırı, çevredeki Ermeni ve Rum çetelerinin saldırılarını artırmalarına neden olmuştur.

    8. 11 Temmuz 1920’de Yunanlılar bir İngiliz savaş gemisinin korumasında Karamürsel’e 400 asker çıkarmışlardır. 1 Temmuz 1920 tarihli İkdam gazetesi, İngilizlerin Karamürsel’de yaptıkları vahşilikleri, “Medeni Adamlar! İngilizlerin Karamürsel’de insanlık dışı hareketleri…” başlığıyla okuyucusuna duyurmuştur.

    9. 12 Temmuz 1920’de İznik Yunan ve İngiliz kuvvetlerince işgal edilmiştir. İznik, daha önce de 19 Mayıs 1919’da İngilizlerce işgal edilmişti.
    21 Temmuz 1920’de, Lloyd George Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada, “Türkiye tamamıyla parçalanmalıdır. Bundan üzüntü duymak için hiçbir sebep yoktur. İngiltere Hükümeti en uygun hareket ederek Yunan birliklerinin istihdamını görüyor. Bu birlikler büyük şevk ile dövüştü. Görevi on günde tamamladı. Fransızların yardımını da elde ettik.” demiştir.

    10. 5 Eylül 1919’da bir İngiliz taburuyla bir Fransız taburu ve iki batarya Hatay Dörtyol’un Gürlevik mevkiinde Kara Hasan ve çetesiyle çarpışmış, çarpışmada bir hayli kayıp veren İngiliz ve Fransız birlikleri Dörtyol’a çekilmişlerdir.
    11. 27 Eylül 1919’da Merzifon’daki İngiliz birliği Samsun’a çekilirken, kendisini izleyen bir Kuvayı Milliyle birliğiyle çarpışmıştır.

    12. Adana’da da Milli kuvvetlerle İngilizler arasında sıcak çatışmaların yaşandığını bizzat İngiliz raporlarından öğrenmekteyiz. Örneğin, 22 Kasım 1920 tarihli İngiliz Genel Rapor’unda,”Mustafa Kemal’in ordusu Adana’da İngilizlerle çarpışmakta ve Cezayir’de İngilizleri tehdit etmektedir” denilmiştir.

    13. DERBENT ZAFERİ: 31 Ağustos 1922: İngiltere, Kurtuluş Savaşı’nın başından sonuna kadar, hatta daha sonraki dönemlerde hep Musul’la ilgilenmiştir. Bölgedeki zengin petrol kaynaklarından dolayı Musul’u ele geçirmek isteyen İngilizler Anadolu’da ilk olarak (3 Kasım 1918’de) burayı işgal etmişlerdir. İngilizler, sadece bölgeyi işgal edip kontrol altından tutmakla kalmamışlar, aynı zamanda türlü entrikalar da çevirmişlerdir. Örneğin İngilizler, Irak’taki Kürtleri doğrudan doğruya korumaları altına almış ve bir ara Hindistan’a sürdükleri Süleymaniye’de çok iyi tanınan Şeyh Mahmud’u kazanmaya çalışmışlardır. Mustafa Kemal ise Misak-ı Milli sınırları içinde görülen Musulu’u İngilizlere kaptırmamak için elinden gelen her yola başvurmuştur. Bu yoların için de “savaş” da vardır. Mustafa Kemal, Musul’u İngilizlerden almak için, Antep’te Kuvayı Milliye Komutanlığı yapmış olan Milis Yarbayı Özdemir Bey’i Revandız bölgesine göndermiştir. Özdemir Bey’in görevi, Irak Kralı Faysal’ın, Misak-ı Milli sınırları içindeki bölgeyi işgalini önlemek ve Musul’u İngilizlerden geri almaktır.
    Revandız’da bir kısım aşiretlerin desteğini sağlayan Özdemir Bey, karşısında İngilizleri bulmuştur. Özdemir Bey’i etkisiz hale getirmek isteyen İngilizler Revandız’ı havadan bombalamaya başlamışlardır. Özdemir Bey’in kontrolündeki kuvvetler; Türk-Kürt birlikleri, 1922 Haziranından 1922 Eylülüne kadar, 4 ay boyunca, İngilizlerle birçok defa karşı karşıya gelmiş, kanlı çatışmalar olmuştur. Özdemir Bey, 30 Ağustos 1922’de, Büyük Taarruz kazanıldıktan bir gün sonra, İngilizlere karşı Derbent Savaşı’nı vermiş ve İngilizleri büyük bir bozguna uğratmıştır. 18 Eylül 1922’de Revandız-Erbil yolun üzerindeki Musul’la bağlantıyı sağlayan Şaklava ilçesini işgal etmiştir.
    Özdemir Bey’in Derbent Zaferi’yle Süleymaniye tehdit altında kalmıştır. Buranın da Türklerce ele geçirileceğini düşünen İngilizler, İngiliz mandası altında Süleymaniye merkezli bağımsız bir Kürt devleti ilan etmişlerdir. Şeyh Mahmud’u da Kürt Hükümeti’nin başkanı yapmışlardır. Ancak, İngilizlerin tam olarak kontrol edemedikleri Şeyh Mahmut, Özdemir Bey’le temas kurarak birlikte Süleymaniye üzerine yürüme önerisinde bulunmuştur. Özdemir Bey de bu öneriyi Türk Genelkurmayı’na bildirmiştir. Ancak, İngilizlerle, Büyük Taarruz sonrasında İzmit ve Çanakkale civarında beliren savaş tehlikesi ve bir süre sonra da Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması ve İngilizlerin İstanbul’u boşaltmayı kabul etmeleri gibi gelişmeleri dikkate alan Genelkurmay, Süleymaniye üzerine yürünmesini doğru bulmamıştır.
    Türkiye’nin bu tavrına karşın İngilizler bölgedeki saldırılarına devem etmişler; Kasım-Aralık 1922 ve Ocak 1923’te bölgede üç önemli saldırıda bulunmuşlar ama püskürtülmüşlerdir.

    14. Büyük Taarruz sonrasında Türk ordularının Çanakkale ve Boğazlara yaklaşmaları üzerine İngiliz parlamentosunda alınan karar doğrultusunda Çanakkale’deki İngiliz birlikleri takviye edilmiş ve General Harrington’a gerekirse Türk ordularıyla savaşma yetkisi verilmiştir. Bu doğrultuda İngilizler, 15 Eylül- 30 Ekim 1922 tarihleri arasında savaş hazırlıklarına girişmişler, Çanakkale’ye takviye kuvvetler, uçaklar ve savaş gemileri göndermişler, seferberlik ilan etmek için ön karar almışlar, dahası İngiltere’ye bağlı Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika Birliği’ne, ayrıca Romanya, Yugoslavya ve Bulgaristan’a “asker göndermeleri” için çağrıda bulunmuşlardır. Yunan donanmasından da yararlanmak istemişlerdir.
    İNGİLİZLER TEK KURŞUN ATMADI MI DEDİNİZ? O ZAMAN AŞAĞIDAKİ FOTOĞRAFA BAKIN!
    “Kurtuluş Savaşı’nda İngilizler Tek Kurşun Atmadı!” diyen Cumhuriyet Tarihi Yalancılarına ve bu yalancıların yalanlarına inanmış olanlara bir belge sunmak istiyorum.
    İzmit’te işgalci İngilizler çok sayıda Müslüman Türk’ü vahşice kurşuna dizmiştir. Aşağıda İngilizler tarafından kurşuna dizilen bir Müslüman Türk görülmektedir. Fotoğrafın sağ tarafında görüldüğü kadarıyla bir İngiliz ve bir Türk yetkili idama gözlemcilik yapmaktadır. Bu foğoğrafın arkasında İngilizce aynen şu cümle yazılıdır: “Execution of a Kemalist Turk at İzmid” yani (İzmit’te bir Kemalist Türk’ün idamı”

    Not: Kurtuluş Savaşı yıllarında Mustafa Kemal’in yanında yeralan Milliyetçileri, İngilizler “Kemalist” diye adlandırmışlardır. Bu nedenle Kemalist olmak her şeyden önce idamı bile göze alarak “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyebilmektir.
    İNGİLİZLERİN BÜYÜK TAARRUZ SONRASINDA (1922) TÜRKİYE İLE SAVAŞI GÖZE ALAMAMALARININ NEDENLERİ
    Peki, ama Yunanistan bozguna uğradıktan sonra İngiltere Türkiye’yle savaşı neden göze alamadı? Cumhuriyet Tarihi yalancılarına göre bu durumun nedeni “İngiltere’nin zaten Kurtuluş Savaşı’nda Türkiye’yi desteklemesidir!” Bu “deli saçması” iddianın aksine “gerçek” çok daha başkadır! İngiltere’nin, 1922 sonlarında Türkiye’yle savaşı göze alamamasının belli başlı nedenleri şunlardır:
    1. I. Dünya Savaşı’nda 700 binden fazla kayıp veren İngilizlerin 1922 sonlarında Anadolu’da yeni bir savaşı sürdürecek kadar “askeri”, “maddi” ve “moral” gücü yoktur. Nitekim, İngiltere bu nedenle Kurtuluş Savaşı’nda bütün ümitlerini Yunanistan’a bağlamıştır.
    2. İngiliz kamuoyu, hem I. Dünya Savaşı’nın yıpratıcı etkilerinden dolayı, hem de Yunanistan’ın Anadolu’da yaptığı “kıyım “ve “katliamlardan” dolayı artık savaş istememektedir. Bunun bilincinde olan İngiliz siyasetçiler, Türkiye ile yeni bir savaşı göze alamamışlardır.
    3. Yunan ordusunu bozguna uğratan Mustafa Kemal’in düzenli ordularının “kararlı” ve zafer kazanmanın verdiği “gururlu” tavrı da İngilizlerin yeni bir savaşı göze alamamalarında etkili olmuştur. Özellikle, 31 Ağustos 1922’de Irak’ta, Albay Özdemir Bey komutasındaki Türk birliklerinin İngilizleri Derbent Savaşı’nda bozguna uğratmaları, İngilizlerin geri adım atmalarında etkili olmuştur.

    4. Kurtuluş Savaşı sırasında, İrlanda, Mısır, Afganistan, Hindistan ve Irak’ta çıkan “İngiliz karşıtı” isyanlar ve “bağımsızlık hareketleri” ve Mustafa Kemal’in özellikle Hindistan’daki ve Irak’taki isyan ve bağımsızlık hareketlerini “gizli açık” desteklemesi, İngiltere’yi kaygılandırmıştır. Özellikle, İstanbul’un işgalinden sonra İslam dünyasında artan “İngiliz karşıtı” ve Türkiye “yanlısı” hareketler, İngilizleri düşündürmüştür! İstanbul’un işgaline bu derece büyük bir tepki duyan İslam dünyasının, Türklerin Yunan zaferinden sonra, Türklere saldıracak, onlarla savaşacak İngilizlere çok büyük bir tepki göstereceklerinden korkmuşlardır.

    5. İngilizlerin, 1922’de Türklerle savaşı göze alamamalarının en önemli nedenlerinden biri de Mustafa Kemal’in daha 1920’de İtalyanlarla, 1921’de ise Ankara Antlaşması’yla Fransızlarla anlaşarak, İngilizleri yalnız bırakmasıdır. Uluslararası alanda yalnız kalan İngilizler de şanslarını çok fazla zorlamamışlardır.

    Özetle, “Kurtuluş Savaşı’nda Türk ordularının İngilizlerle savaşmadığı, İngilizlerin Türklere kurşun sıkmadıkları…” iddiası koskoca bir Cumhuriyet Tarihi yalanıdır. 1922’de Yunanlıların bozguna uğratılmasından sonra İngilizlerin Türklerle savaşmamalarının nedeni ise –görüldüğü gibi- o sıradaki iç ve dış koşullardır.
    Meraklısına not: Bu yazının kaynaklarına dipnotlarına ve bu konuda daha geniş bilgiye CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI. C.I adlı kİtabından ulaşabilirsiniz…

    Sinan MEYDAN

    9 Haziran 2010

DESTEK OLUN

EN SON HABERLER


© 2012 Marmaris Güncel Tüm Hakları Saklıdır ~ İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle